MSI üye olmak için tıklayınız.

Aciklama 4
Aciklama 5
Aciklama 6






Aciklama 3

Mesut Hakkı CAŞIN

Yeditepe Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi

E - mail : mcasin@milscint.com




Uluslararası Politikada Değişimler ve Terörün Dünya Gündemindeki Tehlikeli Yükselişi:- [02.08.2005 ]

11 Eylül saldırıları ile yükselen küresel terörizmin son hedefleri Londra, Kuşadası ve Şarm El Şeyh oldu. Yeni uluslararası kargaşa ve trajedinin hızlandırdığı terör histerisi yaşayan insanlık, şaşkın halde ülkeden ülkeye transfer edilen şiddet eylemlerini izlerken, modern toplumun demokratik yapısını oluşturan temel anayasal hak ve özgürlüklerin giderek daha da kısıtlanması bir başka tehdit olarak gündeme geldi. Dünyada küresel terörün tanımı ve ortak tarifi, terörün yeni yüzünün ortaya koyduğu taktik ve stratejiye bağlı olarak değişti. İngiltere, Londra metrolarına 7 Temmuz saldırılarının yarası kapanmadan ikinci bir eylemle şoka girerken, İngiliz Parlamentosu terörle mücadele yasasında sert değişiklikleri gündemine aldı.

Terörün sivil hedeflere yönelik taarruzlarının önlenmesine yönelik olarak AB’nin sınır güvenliği ve istihbarat konularındaki yeni uygulamalarıyla bireysel özgürlük ve insan hakları ihlali anlamına gelen haberleşme özgürlüğünü sınırlanması, uluslararası toplumu yeni bir çıkmazla karşı karşıya bırakıyor. Terörle mücadele önlemlerini sıkılaştıran Avrupa ülkeleri, ulaşım sistemlerine yerleştirilen güvenlik kameralarının sayısını yükseltmenin yanı sıra, telefon ve haberleşme sistemlerinde önleyici istihbarat ve dinleme faaliyetlerinin artırılması kararı aldı. Bu noktada bir başka sürpriz gelişme ise, Kuzey İrlanda''nın bağımsızlığı için mücadele eden İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu''nun bir bildiri yayımlayarak şiddet eylemlerine son verdiğini ilan etmesi oldu. Ayrıca İngiltere Savunma Bakanı John Reid’in, Başbakan Tony Blair’e, Irak’ta konuşlu bulunan 8500 İngiliz askerlerinin çekilmesine ilişkin sunması beklenen taslak planın, Londra’nın orta vadeli önceliklileri arasında yer almasının sürpriz olamayacağı söylenebilir. Türkiye’de ise terör örgütü PKK saldırılarının artması üzerine Başbakan Erdoğan, “Uluslararası hukuk bu türden sınır ötesi operasyonlara müsaade ediyor. Gerekirse bu hakkımızı kullanırız” görüşünü ileri sürdü.

Bir başka tespite göre ise PKK terör örgütü halen, Avrupa’yı önemli bir sacayağı olarak kullanmaya devam etmektedir. Nitekim PKK resmen bir terör örgütü olarak sınıflandırılmasına rağmen, Avrupa bağlantılı organize suçlar ve uyuşturucu kaçakçılığının yanı sıra siyasi kanadın radyo ve ideolojik propaganda faaliyetleri halen bazı müttefik ülkelerde varlığını sürdürmektedir. Diğer yandan da bazı batı ülkelerinin ileri gelen politikacı ve diplomatik temsilcileri; terör hakkındaki açıklamaları, söyleşilerle veya bölgeye yaptıkları provakatif ziyaretlerle, PKK’yı bir nevi bağımsızlık savaşçısı statüsüne sokmalarının yarattığı tehdidi görmezlikten geldikleri gibi, dolaylı yoldan terör örgütü üyelerine silah, teçhizat veya finansman ve siyasal destek sağlamaktan çekinmiyorlar. Batı, müttefiki Türkiye’yi kaybetmek istemiyor ise artık elinde tutmaya çalıştığı PKK kartı ile daha fazla oynamamalı ve tarladaki yangının rüzgârla birlikte kendi ekinlerini yaktığını çok geç olmadan sağduyulu olarak artık görebilmelidir. Zira her yarışta sürpriz atlar olabilir ancak, yanlış at teröre oynayanlar, istemeden dahi olsa ellerindekini kaybedebilirler.

Nitekim Genelkurmay 2nci Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ tarafından yapılan açıklamada; Kürtleri yok saymak ve çağın gereği olan bireysel liberal özgürlükleri tanımamanın, etnik milliyetçiliğin yanlışlığına vurgu yaparak, son zamanlarda artış kaydeden Türkiye’deki terörle mücadelede alınması gereken tedbirlerin yanı sıra, ABD Ordusu’nun PKK liderlerinin yakalanması için emir verdiğini belirtti. Orgeneral Başbuğ, Ankara’nın m uhatabı sıfatı ile Bağdat’ın gereken güvenlik önlemlerini almasını istendiğini, makul bir sürede bu yükümlülüğün yerine getirilmesinin sabırla bekleneceğini ancak, saldırıların devamı halinde, BM Sözleşmesinin 51’inci maddesinin öngördüğü meşru müdafaa hakkı ve yine BM Güvenlik Konseyi’nin 1546 sayılı kararları doğrultusunda Türkiye’nin teröristlere karşı sıcak takip hakkı ve sınır ötesi harekât ile bu gruplara müdahale hakkının doğabileceğine dikkat çekti.

Ankara’nın küresel terörle mücadeledeki önemli müttefiki Washington’a karşı memnuniyetsizlik sesindeki tonun yükselmesi, Türk-Amerikan ilişkilerinin PKK nedeniyle yeni bir krizle karşı karşıya getirebilir mi? Veya taraflar, bu tür bir riske düşmeksizin hukukun öngördüğü tarzda çözüme ulaşması konusunda, Washington’un yeni diplomatik atakları belirsizliğin ardındaki tepenin aşılmasını sağlar mı? Nitekim ABD Dışişleri Bakanlığı sözcülerinden Adam Ereli, terör örgütü PKK’nın terörist faaliyetlerinin engellenmesinde ABD ve Türkiye’nin ortak çıkarı bulunduğunu ve bu ortak çıkar çerçevesinde hareket edileceğini belirtti. ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matt Bryza, PKK terörünü ortadan kaldırmak için Türkiye’yle işbirliği içinde çalışacaklarını söyledi. PKK sorununu çözmek için sorunun küçük parçalara bölünerek aşılması gerektiğinin altını çizen Bryza, Avrupa’da PKK’ya finansal destek verenlerin önüne geçilmesi gerektiğini söyledi. Irak’tan Türkiye’ye sızan terörün önüne geçeceklerini belirten Bryza, ayrıca Türkiye’nin Avrupa’nın bir parçası olmasının ve Kıbrıs sorununun çözümüne katkıda bulunmanın yollarını aradıklarını kaydetmiştir. Öte yandan, İran İçişleri Bakanı Abdulvahid Musavi Lari, PKK konusunda Türkiye’yle işbirliğine gidebileceklerini öne sürdü. Suriye güvenlik mahkemesi de 4 kişiyi PKK üyesi oldukları için cezalandırdı.

Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye raportörü Camiel Eurlings, siyasi ve başka hedeflere ulaşmak için terörizme başvurmanın hiçbir haklı gerekçesi olmadığını söyledi. Eurlings, “İster PKK terörü, ister El Kaide terörü olsun, aralarında bir fark yoktur ve aynı ölçüde kötüdür” açıklaması, kurşunun yarattığı acının Avrupa’da yavaş da olsa hissedildiğini ortaya koymaktadır. Uluslararası terörün giderek yaygınlaşan saldırı eylemleri ve artan ölümcül yeteneğine karşı dünya uluslarının kayıtsız kalmaksızın başlattığı uyanış hareketinin, halen “Senin teröristin özgürlük savaşçısı, benim teröristim kötü” engelini aşamadığı da gözlemlenmektedir.

Avrupa Birliği

AB üyesi 25 ülkenin devlet ve hükümet başkanlarının Brüksel’deki doruk toplantısı, ortaya çıkan bütçe krizinin derinleşmesi ile sonuçlandı. Almanya Başbakanı Schröder ve Fransa Cumhurbaşkanı Chirac, krizin sorumlusu olarak İngiltere ve Hollanda’yı gösterirken; çatışmanın birliğe zarar verdiği ve uluslararası topluma çok kötü biçimde yansıdığı ortak yorum olarak ön plana çıktı. Avrupa Parlamentosu’nda; “Birliğin Türkiye ve Balkan ülkelerine üyelik kapılarını kapatmasının, yeni milliyetçilik ve yabancı düşmanlığı dalgasına yol açacağı” yorumunu yapan AB Dönem Başkanı olan İngiltere’nin Başbakanı Tony Blair, ekonomik krizin nedeni olan Fransız çiftçilere ödenen sübvansiyonun çağdışı olduğunu ileri sürdü. Anayasa referandumu krizinin de devreye girmesi sonucunda, AB’nin uzun sürecek bir buhranla karşı karşıya kaldığı söylenebilir. Her ne kadar, Jean Monnet, “Avrupa, krizlerle oluşacak ve topluluk bulunan çareler ve varılan anlaşmalarla gerçekleşecektir.” yorumunda bulunsa da; 45 ülkenin yaşadığı Avrupa kıtasındaki 25 üyenin ortak siyasal iradesinin “Avrupa Sınırlarını Genişletme” konusunu tartışmaya açarak, farklı bir rotaya girdiği tespiti yanlış olmaz.

Gelişmelerin, Türkiye’nin AB rotasında olumsuz değişiklikleri ve Avrupalı Türkiye fikrine kapıların kapatılabilmesini gündeme getirme ihtimali var. Bu doğrultuda Ankara’nın Brüksel treninden inmesine neden olabilecek Kopenhag kriterleri, Kıbrıs ve Ermeni meseleleri ve İnsan Hakları konularının müzakere sürecinde öncelikli engeller olarak ön plana çıkabileceği düşünülmektedir. Türkiye, talep edilen ekonomik ve siyasal kriterleri yerine getirse dahi, Almanya ve Fransa’da gelecek seçimleri kazanması kuvvetle muhtemel görünen Angela Merkel ve Nicholas Sarkozy ikilisinin ortaya attıkları “İmtiyazlı Ortaklık” statüsünü, Ankara’nın kabulü mümkün görülmemektedir.

3 Ekim’de “Tam Üyelik Müzakereleri”ni başlatacak olan İngiltere’nin Dış İşleri Bakanı (DİB) Jack Straw, AB’nin sınırları hakkındaki tartışmalara, “Birliğin sınırlarının “Vladivostak’da değil, Türkiye’nin doğusunda bittiğini” söyleyerek net bir tavır koydu. Almanya Başbakanı Joschka Fisher de Türkiye’nin “Avrupa’ya demir atması”nın gerekliliğini savunuyor.

Buna mukabil, Türkiye, 3 Ekim’de Avrupa Birliği ile müzakerelere başlamasının koşulu olan Gümrük Birliği Ek Protokolü’nü imzaladı. Avrupa Birliği Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Ankara Anlaşması ek protokolünün imzalanmasının ardından, Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin başlamasına bir engel kalmadığını açıkladı. İngiltere Başbakanı Tony Blair’den sonra AB Komisyonu sözcülerinden Amadeu Altafaj Tardio, AB’nin 25 üyeden oluştuğunu, ancak hukuki açıdan protokol imzalanmasının “Kıbrıs Cumhuriyeti”ni tanımak anlamına gelmediğini ifade etti. Ancak, Fransa Başbakanı Dominique de Villepin, “Türkiye’nin Kıbrıs’ı tanımaması halinde, AB ile müzakerelerin düşünülemeyeceğini” belirtti. Buna mukabil Alman Birlik partileri de, Türkiye’nin Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanımamakla, üyelik müzakereleriyle ilgili şartların ruhuna aykırı hareket ettiğini de öne sürdüler.

Türkiye KKTC’yi mevcut Londra ve Zürih Antlaşmaları çerçevesinde desteklemeye ve egemen bir devlet olarak diplomatik ilişkilerini sürdürmeye devam edecektir. AB, BM ve uluslararası toplum, tarafların çıkarlarını gözeten adil bir çözüm üretemediği ve hukuka aykırı olarak ambargolar devam ettiği sürece, başka ülkeler de bir şekilde KKTC ile diplomatik ilişki kurarak, hukuken ve fiilen bağımsız KKTC devletinin legal statüsünü kabullenecektir. Rum Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis Ankara’nın Gümrük Birliği Ek Protokolü’nü imzalama konusunda, “oyalama” taktiği uyguladığını iddia etti. Öte yandan, Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 31nci yıldönümü kutlamalarına Lefkoşa’da katılan DİB Abdullah Gül, KKTC ve Türkiye’yi uzlaşmazlıkla suçlayanların politikalarının mesnetsiz kaldığını, ancak Kıbrıs Türk halkının fedakârlığının da sınırı olduğuna dikkat çekti ve gerçek uzlaşmaz tarafın Rumlar olduğunu söyledi. Gül, Kıbrıs’ta varılacak çözümün; eşit statüye, iki kesimliliğe, Türkiye’nin etki ve fiili garantisinin devamına, Türk-Yunan dengesinin korunmasına ve BM çerçevesinde kalması ilkesine dayandığını deklere etti.

Ortadoğu

Irak Başbakanı İbrahim Caferi, ABD ve diğer yabancı askerlerin güvenliği sağlanmış bazı şehirleri Irak güçlerine teslim etmeye başlayabileceğini ileri sürdü. Öte yandan, Irak Anayasa Hazırlama Komitesi Başkanı, taslak üzerinde Şii, Sünni ve Kürt gruplar arasında federal yönetimde güç dağılımı konusunda görüş ayrılıkları bulunduğunu ancak bu görüş ayrılıklarının aşılması halinde taslağın 15 Ağustos’a yetiştirileceğini belirtti.

İran Cumhurbaşkanlığı seçimlerini Mahmud Ahmedinecad’ın kazanmasının ardından, ülkenin nükleer politikasının değiştirilmeyeceği açıklandı. İran DİB Asefi’nin, İran’ın uranyum zenginleştirme hakkına sahip olduğunun resmen ilan edilmemesi halinde, Avrupa’nın önereceği planın kabul edilmeyeceğini belirtti. Bu durumda ABD-Avrupa-İsrail ittifakına karşı, İran’ın Rusya ve Çin ile ilişkilerini daha da derinleştirmesi bekleniyor. Ancak ABD’nin İran’a beklenen tepkisi, çok gecikmeden geldi. Beyaz Saray sözcüsü Scott McClellan , İran’ı nükleer çalışmaları konusunda uyararak, ABD’nin Avrupalı müttefikleriyle birlikte BM’nin Tahran’a yaptırım kararı almasını sağlamaya çalışacağını söyledi.

Öte yandan, Suudi Arabistan Kralı Fahd, Riyad’da hayatını kaybetti. Kral Fahd’ın yerine, kardeşi Veliaht Prens Abdullah’ın geçtiği açıklandı. Savunma Bakanı Prens Sultan da yeni Veliaht olarak belirlendi.

F-4 ve F-5 uçaklarının yanı sıra M-60 tanklarının modernizasyon faaliyetlerini de İsrail savunma sanayi ile yürütmeyi tercih eden Türkiye’nin İsrail’den 110 adet insansız hava gözetleme keşif uçağı satın alma kararı aldığı açıklandı.

ABD, İsrail’e düzenlenen son intihar saldırıları üzerine, Suriye ve İran’a kaygılarını ileterek, Suriye’nin İslami Cihad, İran’ın ise Hizbullah örgütüne desteklerini sona erdirmelerini talep etti. ABD DİB Rice, Suriye’nin, Lübnan-Irak-Filistin halklarının demokrasi umutlarına darbe indiren eylemler için topraklarının kullanılmasına izin vermeyi hemen durdurmasını da istedi. Suriye DİB Faruk El Şara ise Çin DİB Li Cyang ile yaptığı görüşmede, iddiaları reddederek, 250 km uzunluğundaki Irak sınırı boyunca 7 bin Suriye askerinin görev yaptığını ve toprak setlerle intihar bombası taşıyabilecek araçların önlendiğini ileri sürdü. Lübnan ve Suriye, son aylarda bozulan ilişkilerini yeniden düzeltmeye karar verdi. İsrail ise, Doğu Kudüs’teki Filistin bölgesini ikiye ayıracak güvenlik duvarının inşasına karar verdi. Bölgeyi ziyaret eden Almanya DİB Joschka Fisher, İsrail’in Gazze’den geri çekilmesinin, bağımsız Filistin Devleti için önemli bir fırsat olduğunu ileri söyledi.

ABD Condoleezza Rice, Başkan Putin’in ardından Ortadoğu’da İsrail, Mısır ve Filistin’i ziyaret etti. Rice, İsrail’in Gazze’den geri çekilmesinin, Ortadoğu’da barışı öngören yol haritasında önemli bir ilerleme teşkil edeceğine ve Eylül ayında yapılacak Mısır seçimlerinde demokratik reformların yetersizliğine dikkat çekti. Rice, İsrail’in Çin’e silah satmasına, ABD’nin karşı olduğu ve bölgesel askeri dengeyi bozabilecek bu satışın durdurulmasını İsrail’in iyi anlamasından memnun olduklarını da ekledi.

Asya Pasifik Bölgesi

Asya’da, Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Azerbaycan’da görülen “Kadife Devrim” hareketleri, Kazakistan ve Türkmenistan endişelerine yol açarken, ABD’nin Kafkaslar ve Orta Asya’daki güçlenen eli, bölge ülkelerini yeni arayışlar içerisine itiyor. Şanghay İşbirliği Örgütü’nün Kazakistan Atsana Zirvesi esnasında, ABD’nin 11 Eylül sonrasında Avrasya’da konuşlandırdığı askeri varlığından duyulan endişenin deklere edilmesine ek olarak, söz konusu üslerin kapatılması yolunda Pentagon’un takvim belirlemesini talep etmesi, Washington’a karşı duyulan tepkinin bölgede giderek yükseldiği şeklinde yorumlanabilir.

Rusya, bir yandan ABD ile mevcut siyasal gerginliğin devamından rahatsızlık duyarken, Başkan Putin; Washington’un Gürcistan-Azerbaycan-Ermenistan üzerinden baskılarını karşılayabilmeyi hedefliyor. Washington’un Karadeniz ve Ukrayna üzerindeki baskılarını da dikkate alan Başkan Putin, etnik ihtilafların Dağıstan-Çeçenistan eksenine sarkmasından endişe duyuyor. Rusya, bu çerçevede, Rus askeri birlik ve teçhizatını Washington’un baskıları ile geri çekmek yerine, bu birlikleri hemen sınıra ve bir kısmını da Ermenistan’a taşımayı tercih etti.

Çin ve Kazakistan arasındaki stratejik müttefiklik deklarasyonu Cumhurbaşkanı Hu Jintao ve Nursultan Nazarbayev arasında imzalandı. 1 Temmuz 2005 Moskova Zirvesi’nde bir adım daha öteye giden Başkan Putin, Jintao ile Orta Asya’da güvenliği artırma ve ekonomik işbirliğinin yanı sıra askeri bağları daha da geliştirmeyi amaç edindiklerini açıkladı. Bu kapsamda Rusya ve Çin, Ağustos ayında 8 bin kişilik büyük bir askeri tatbikat başlattı. Kara-Deniz-Hava Kuvvetleri askeri birliklerinin Vladivostok merkezli Pasifik sularında gerçekleştirdikleri bu tatbikat, Soğuk Savaş sonrasında, ABD’nin askeri gücüne karşı bir hatırlatma sinyali olarak değerlendiriliyor.

Orta Asya’da, Aksar Aliyev’in 24 Mart 2005’de devrilmesinden sonra yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini, ayaklanmanın ve Kırgız Halk Hareketi’nin liderlerinden elektrik mühendisi Kurmanbek Akiyev, oyların yüzde 90’nı alarak yeni hükümeti kurma çalışmalarına başladı. Manas Üssünde, 1600 askeri personel arasında, ABD’nin yanı sıra, Danimarka ve Hollanda Hava Kuvvetleri’ne ait F-16 av-bombardıman, C-130 kargo, KC-135 tanker uçaklarından oluşan 30 uçak bulunuyor. Rusya ise, SU-31 serisi savaş uçakları ve askeri personelini, Kant Hava Üssü’nde muhafaza ediyor. Rusya Hava Kuvvetleri Komutanı General Vladimir Mikhailov ise üsteki Rus askeri varlığının iki misline çıkacağını açıkladı.

Bir an için ABD’nin bu üslerden sadece Taliban’la mücadele yolunda yararlanmadığı kabul edilse dahi, Kırgızistan ve Özbekistan’a yaptığı ekonomik yardımlar, ev sahibi ülkeleri rahatlatmaktadır. Söz konusu ülkelerin Washington’dan geri çekilme talebinde bulunmalarına karşılık, ekonomik kriz içindeki Kırgızistan’a her askeri uçağın kalkışı başına bedel olarak 5 bin dolar ödenmesi bir başka faktör olarak ön plana çıkıyor. Özbekistan DİB’na göre, ABD, Hanabad askeri üssünden, bedelini ödediği sürece yararlanmaya devam etmeli.

Peki, Şanghay İşbirliği Örgütü’nün, Avrasya’dan ABD’nin geri çekilme uyarısını Beyaz Saray nasıl karşılamaktadır? DİB Condolezza Rice’a göre, ABD Ordusu Asya’daki askeri varlığını sürdürecektir. Rice’ın, ABD Ordusu’nun öncelikli görevinin, Afgan Ordusu’nu eğitmek olduğunu vurgulayarak, askerlerin Orta Asya’da kalmaya devam edeceğine dikkat çekmesi, gerginliğin uzun müddet daha sürebileceğini, Pentagon’un karşı argümanlarını cebinde taşıdığını ve gereğinde elini cebine atmaktan çekinmeyeceği senaryolarını ortaya koyduğu söylenebilir.

Balkanlar

Avrupa’nın demokratikleşme ve barışçı politikalarına düşen en acı gölge olan eski Yugoslavya’nın parçalanması sırasında yaşanan Sırp etnik soykırımının 10ncu yılında, General Matho Mladic komutasındaki Sırp Birlikleri’nin 10 bin Bosnalı Müslüman’ı katlettikleri Serebranica faciası, 11 Temmuz 2005’de icra edilen temsili bir törenle anıldı. Katliamda Yunan gönüllülerinin de yer alması ve Yunanistan’ın silah yardımları sonrasında, Yunan gönüllü tugayı mensuplarından 4 üyeye, Radovan Karaciç tarafından madalya verilmesi, bu katliamın uluslararası bir plan olduğunu ortaya koyması bakımından önem taşıyor

140 sandalyeli Arnavutluk Parlamento seçimlerinde, Enver Hoca sonrasında ülkede kurulması planlanan demokratik siyasal sistem ve reformların önündeki en büyük engel olan yolsuzlukla mücadele engeli aşılmaya çalışılıyor. Türkiye’nin rehabilitasyon ve yardım faaliyetlerini sürdürdüğü Kosova’daki 1999 savaşı sonrasında yaklaşık 100 bin Sırp azınlığın BM ve AGİT garantörlüğündeki durumu belirsizliğini koruyor. Kosova’nın gelecekte, BM’in geçirdiği zorlu sınavlar içerisinde, Balkanlar’daki sınav noktası olmasını sürdürmesi beklenmektedir.

Kafkaslar

Başbakan Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Soçi’de bir araya gelerek ticaret hacminin arttırılması ile Irak ve Kıbrıs konularını görüştü ve Rusya''yı PKK terör örgütüne karşı yürütülen mücadeleye katılmaya çağırdı. Ermenistan bir yandan Gürcistan’da kapatılan Rus askeri üslerini Gümrü’ye taşırken, öte yandan da hava kuvvetlerini Rus silah ve teçhizatı ile takviye ediyor. Ermenistan’da, Rusya’nın 102nci Hava Üssü’nde halen S-300 füze sistemleri, S-125 füze sistemleri ve MIG-29 avcı uçakları konuşlanmış durumda. 2005’in “Rusya Yılı” ilan edildiği Ermenistan’da Koçaryan yönetimi, Ermeni ve Rus Ortodoks Kiliseleri ile de işbirliğini sürdürüyor. Erivan yönetiminin, Moskova ile ortak hareket ettiği imajını güçlendirmeyi hedeflediği söylenebilir. Erivan, aynı zamanda İran’ın, ABD ile sıkıntılarını ve Azerbaycan faktörünü de dikkate alarak, Kafkasya’da “Rus-İran-Ermenistan” ittifakı yolunda çaba sarf ederken, Ermenistan’ı ziyaret eden İran Cumhurbaşkanı Hatemi’nin, İran üzerinden ticaret, enerji ve ulaşım açılımlarının genişletilmesini amaçladığı söylenebilir.

 

 


Bu haber 9104 defa okunmuştur.

Mesut Hakkı CAŞIN